| | Üretsiz Blog oluştur

AYŞEGÜLÜN DÜNYASI

 

***SU***

Var oluştan beri değişti insan, gelişti, güçlendi...Düşünmeyi öğrendi... Kalmadı hiçbir şey eskisi gibi...
Başlarda "Su!" diyemez ağlardık, büyüdük biraz... Bağırdık "Su!" diye.
Sonra, "Ne gerek var, kendim alırım suyumu� Hatta, hatta evet kendim kazanmalıyım onu."
Daha da büyüdük...
"Su!" dedi çocuklarımız ve götürdük...
İstemediler sonra suyumuzu, kendi suyunu kazanmaya gitti hepsi.
Fark ettiğimizde tekrar geri gitmeye başladığımızı, "Güçlüyüm ben, bir şey olmaz bana!"...
Ve kalkamadık bir gün, gücümüz yoktu...
Seslendik ; "Su!"...
Gelmedi...
İnledik...
Duymadı kimse...
Eh, başa dönmüştük...
Öyle ya, ondan sonra da kimse duyamadı sesimizi...
Son su yoktu...
Gittik...
Etiket :
aysegül
07 Haziran 2008
17:23
Yorumlar :0
 
 
 
 

***RÜZGARIN TÜRKÜSÜ***


Ağlamışsın! Kirpiklerine nazar boncuğu gibi astığın hüzünlerden belli. Çığlıksız yaşayamıyorsun artık. Kudüs´ü mazaret gösterip, sancıdan kıvranan saçlarını esmer tenli çocukların Filistini gözlerinde vuruyorsun. Ne desem sana, ne söylesem bilmiyorum! İncinmişliğimi, tükenmişliğimi kızıl topraklara döküp öyle geldim gözlerine. En biçimsiz yanlarıma Bediri gözlerini sürdüm: Yeşile kestim, aşk oldum sonra... Uhud´un sargılı başındaki çöl rüzgarıyken...

Bir sana ağladım, bin sana düştüm. Açtım yelkenlerimi gözü doymaz acıya karşı. Ey Aşk! Avare cümlelerin tırnak diplerinde mi çiçeklenir senin gülüşlerin? Kan bulaşığı postalların altından mı toplarsın Necef suretli yüz parçalarımı? Ne olur! Çekme ellerimden aşka buladığın zülüflerini. Yoruldum hayatımı ipuçlarına bağlamaktan. İhtilallerden sağ çıkmayı başaran yüreğimi tufan kılıklı şafaklara gömmekten usandım. Ne olur! Fütursuz karnavallardan geriye kalan bu denizi küllendirme, kelamların acziyetini kuşandığı yerde. Ey Aşk! Gün olur; sende düşersin aşkın ahtapot kollarına. Yana yana üşürsün kalbindeki buzdağının eteklerinde.

Usta biliyor musun? ´´Süsle beni ey aşk! Geçtiğin yerleri öpüyorum´´ deyişinden bu yana hiç üşümemiştim ayaz çağlar arasında. Korkmamıştım meydan muharebelerine yalın yürek girmekten. Ama şimdi, Kızıl Deniz´in ötesinde boğuluyor kabuğuna sığmayan hülyalarım. Yankısızlığımda bir gece ´´sus´´ oluyor gömülü umutlarıma. Ey Aşk! Bugün ne Yusuf´um ne Yakup. Sadece kendi içini parçalayan gözlerim, Mısır´a vurgun, Kenan´a sevdalı. Ayaklarımın dibindeki denize yığılan Ramallah´ta kurşuna dizilmiş türkümdür. Zaten hiç beceremedim yaşamayı. Varsın dolaşsın Azrail´in elleri ensemde! Ölsem ne gam.

Ben Rüzgar´ım, sen Aşk. Ne yöne essem yüzümü sana çarpıyorum. Yüzüm iklim iklim sana bulanıyor. Ey kurbanı olduğum gül! Bu infaz, bu katliam, bu gidiş niye? İçimde yığınlarca ceset varken nasıl yaşarım ben söyle? Hani, ´´Ay düşünce denize seni hatırlarım´´ diye haykırmıştın ya! Kurumuş dudaklarımı kan dolu kadehlere gömerek, içimin duvarına vuran bu çığlığına yasladım kulaklarımı. Hadi öp düşlerimi yanıyorken hala buselerinin menekşesi.

Zulmetin iflah olmazlığından esiyorum divaneliğine. Kanıyorum utangaç karanfilleri basarken sermest yarama. Ki ben Rüzgar´ım! Seni bulmadan ıslatamam kanatlarımı. Savuramam ıslığımın damlalarını ıslak yanışlarına. Gardiyanıyım sakıncalı aşkların! Tutuklayamam seni tutuklanmadan ben. Ki sen Aşk´sın! Göçemezsin Sürgün Kentler´e sesi üç noktalı esişime ölü toprağı serperek. Katillerini vuramazsın üç bölümlük oyun bitmeden, perde kapanmadan. Ki sen kalbimdeki bıçak sırtısın! Kıyamazsın güneş saklısı sarı saçlarıma, saçlarım gülüşünü öpmeden ey Aşk!

Seferini bitiremediğim müebbet düşmeleri, çürümüş çatık kaşlarıma mühürlüyorum. Esişimi astığım mum iplikleri yol-yordam bilmeyen rüyalarıma darağacı oluyor. Doymasamda kaçışlara, seni geri çekilmeye kıyamıyorum. Yani beni, yani içimi, yani intiharlarımı... Bendesin, sendeyim! Usta be! Aşıkken ölmeden yaşayabiliceğim bir yürek var mı?Gülmek istediğimde yüzümü rehin vermemi istemeyen bir gök tanıyor musun? Ey Aşk! Seni susmak için şiirlerimin bileklerini kesiyorum yirmiüçbin asırdan beri. Sonra bir hastahanede gözümü narkozlara yatırıyorum. Beyhude ölmüyorsun, susuyorum.

Sana gizli gizli eserken ispiyoncu yüreğim beni ihbar etmiş sabıkalı mevsimlere. Şimdi, galeyana getirilen tipilerin sorgularındayım. Oysa suskunluğum itiraf edemediklerimden ibaret: Aşığım, tehlikeliyim, Aşk´a tanığım ve Aşk´tan sanığım. Ben ki lanetlenmiş Kasırga Kavmi´nin tek varisi, Rüzgar´ım. SUSTURUN BENİ!..

Etiket :
aysegül
07 Haziran 2008
17:22
Yorumlar :0
 
 
 
 

***DÜN-BUGÜN-YARIN***

Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.

 

İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı. Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan.Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına da yarın.

Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu. Dünü düşünüp pişman oldu,yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.Farkında olmadan rezil etti bu gününü.

Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu. Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı. Bu günü eline yüzüne bulaştırdı…Mutsuz oldu insan. Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; ama bugünü hiç yaşayamadı.

Ne yarın ne de dün!

Etiket :yazı
aysegül
07 Haziran 2008
17:20
Yorumlar :0
 
 
 
 

***KISSA'DAN HİSSE***

Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş.

Bu durumu konuşmak için aile doktorun a danışmış; doktor adamın karısının ne  kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş. 
‘Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma  tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra  20 adım; cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla’


O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya  koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş ‘Hayatım bu akşam yemekte ne var?’ Cevap yok. Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış ‘Hayatım bu akşam yemekte ne var?’ 
Gene cevap yok. Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş. ‘Hayatım bu akşam yemekte ne var?’ Hala cevap yok. Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu  tekrarlamış
‘Hayatım bu akşam yemekte ne var?’ Gene cevap alamamış. Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş.-’Hayatım bu akşam yemekte ne var?’

-’Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuk’

Etiket :
aysegül
07 Haziran 2008
17:18
Yorumlar :0
 
 
 
 

***SENİ SEVİYORDUM***

Seni seviyordum ve senin haberin yoktu.

Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına düşüşü ve burnun herkesten başkaydı işte. Güldüğün zaman yukarıya bakardın. Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı, ne güzeldiler.

Sen bilmiyordun, ben seni seviyordum.

Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler. Duvarlara, vitrin camlarına kaldırımlara çarpıyordu.  Geri dönüyordu çoğalarak. Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum her şeyi, her şeyi erteleyişim oluyordun. Kalp ağrısı oluyordun, birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun. Mevsimler değişiyordu ve büyüyorduk. Dönemeçleri geçiyor, köprüler göze alıyor ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk.

Cesurduk… Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kırmızıydı bütün karanfiller. Ben seni seviyordum, bilmiyordun. Sevinçlerim oluyordun ara sıra, sen hiç bilmiyordun. Sonra herhangi biri oldun. Bütün sevinçlerim bittikten sonra  yağmurlar yağdı serin haziran akşamları…

Sonra bir gün uzaktan gördüm  seni. Saçların bana inat, başın her şeye meydan okuyarak.

İşte yine  aynı…
Kalbimi acıttın,
Her zamanki gibi,
Değiştik sanıyordum,
Ve sen  yine bilmiyordun.

Etiket :
aysegül
07 Haziran 2008
17:16
Yorumlar :0
 
 
 
 

***ATEŞ VE SU***

Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında
sevdalanmış onun deli dalgalarına.
Hırçın hırçın kayalara vuruşuna,
yüreğindeki duruluğa
Demiş ki suya:
Gel sevdalım ol,
Hayatıma anlam veren mucizem ol...

Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa
al demiş;
Yüreğim sana armağan...
Sarılmış ateşle su birbirlerine
sıkıca, kopmamacasına...

Zamanla su, buhar olmaya,
ateş, kül olmaya başlamış.
Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı...
Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de
yüreğindeki kederi de
alıp gitmiş uzak diyarlara su...

Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları...
Aramış suyu diyarlar boyu,
günler boyu, geceler boyu
Bir gün gelmiş, suya varmış yolu
Bakmış o duru gözlerine suyun,
biraz kırgın, biraz hırçın.

Ve o an anlamış;
aşkın bazen gitmek olduğunu.
Ama gitmenin yitirmek olmadığını....
Ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla.

İşte o zamandan beridir ki:
Ateş sudan,
su ateşden kaçar olmuş..

Ateşin yüreğini sadece su,
Suyun yüreğini
Sadece ateş alır olmuş...


Etiket :güzel sözler
aysegül
07 Haziran 2008
07:40
Yorumlar :0
 
 
 
 

***SEVGİ***

Rahip mezarlıktaki işini bitirmek üzereydi . O anda elli yıllık karısını kaybeden 78 yaşındaki adam : " Onu ne kadar çok sevdim ." diyerek çığlık çığlığa ağlamaya başlamıştı . Yaşlı adamın yaşlı sesi törenin asil sessizliğini bozmuştu . Mezar başındaki diğer aile bireyleri ve dostlar şok olmuslardı , utanç içindeydiler . Yetişkin çocukları alı al moru mor babalarını yatıştırmaya çalıştılar : "Tamam , baba . Seni anlıyoruz ." Yaşlı adam gözlerini dikmiş kazılan mezara yavaş yavaş inen tabuta bakıyordu ...

Rahip törene devam etti . Törenin sonunda , aile bireylerini ölüm töreninin kapanışı olarak tabutun üstüne toprak atmaya çağırdı . Yaşlı adam hariç hepsi sırayla toprak attılar . Yaşlı adam hala : "Onu ne kadar çok sevdim" diye sesli sesli konuşuyordu . Kızı ve iki oğlu konuşmasını engellemek istediler , ama o devam etti , "Onu sevmiştim !"

Kalabalık mezarlığı terk etmeye hazırlanırken , yaşlı adam gitmemekte direniyordu . Gözlerini mezara dikmiş bakıyordu . Rahip yaklaştı : "Kendinizi nasıl hissettiğinizi biliyorum , ama gitme zamanı geldi . Buradan ayrılmalı ve kendimizi hayatın akışına bırakmalıyız ." dedi . Yaşlı adam çaresizlik içinde bir kez daha "Onu ne kadar çok sevdim ."diyerek söylendi . "Beni anlamıyorsunuz ," dedi rahibe "ama ben bunu ona sadece bir kere söyleyebildim ."

Zil çalmadığı sürece zil değildir .

Şarkı söylenmediği sürece şarkı değildir .

Sevgi gönlümüzde tutsak olsun diye yaratılmamıştır .

Sevgi insanlara verdiğiniz sürece sevgidir ...

                                                                                              

Etiket :güzel sözler...
aysegül
07 Haziran 2008
07:39
Yorumlar :0
 
 
 
 

***İNSANA SAYGI***

Profesör Üstün Dökmen, Hayvan dergisinde yayimlanan röportajinda, "Yere düsen ekmegin üstüne basan insan görmedim ama yere düsen insani tekmeleyen çok kisi gördüm" diyor... Saygili olmaktaki kusurlarimizi söyle anlatiyor:

- Birbirimize saygili olma konusunda 3 tip temel hatamiz var...

Avrupa'da yasayan vatandasimiz, orada yerlere çöp atmiyor ama Kapikule'den girer girmez yerlere tükürmeye, çöp atmaya basliyor. Niye burada böyle yapiyorsun diye soruldugunda, herkes böyle yapiyor diyor. Kendi fikri olmayan insanin duruma göre hareket etmesidir bu. 

Ikinci hatamiz, adama göre davranmamiz. Karsimizdaki adam iri yariysa, 'Buyur Abi', diyoruz, ufak tefekse, 'Ne var lan!' diyoruz. Oysa ki, insanlarin onuru birbirine esittir.

Üçüncü hata, keyfimize göre davranmak. Keyfimiz yerindeyse eve girerken 'Merhaba millet' diyoruz, degilse surat asiyoruz. Oysa keyfimiz yerinde olsun olmasin insanlara saygili davranmak zorundayiz.

Diyorum ki, yerdeki ekmege saygili olma konusunda ülkemde mutabakat var, kimse basamaz, ayagiyla dürtüklemez ya da öper, koyar bir kenara.

Ekmek nimettir kabul, peki insan nimet degil mi?

Etiket :güzel yazılar , yazılar
aysegül
07 Haziran 2008
07:37
Yorumlar :0